Posts in Genel
HİNDİSTAN'IN KALBİ: DELHİ
jama-masjid-delhi-bharat-monuments.jpg

Delhi’ye 3 aylığına taşınma maceramın ilk gününde aklımda hep aynı şarkı vardı: “Hindistan yavaştan kendini sevdirir…” Kendimi böyle avutuyordum belki de çünkü Delhi’nin size gelir gelmez kendine çeken bir güzelliği ya da çarpıcılığı maalesef yok. Delhi sizi zamanla içine çeken ve hayran bırakan farklı bir cazibeye sahip…  

Daria – Badal – Badshah

Delhi tarihi boyunca değişik imparatorluklar tarafından kurulmuş 8 şehirden oluşuyor. Neden bunca imparatorluk burada 8 ayrı şehir kurmuş, koca Hindistan’da yer mi yokmuş diyecek olursanız size eski bir Hindistan atasözüyle cevap vermek isterim:

“Bir şehir kurmak için 3 şeye ihtiyaç vardır: Daria (Nehir), Badal (Yağmur), Badshah (İmparator)

Delhi de Yamuna ve Aravali nehirlerinin yarattığı bir üçgenin içinde yer aldığı ve yağmurlu Himalaya Tepeleri’nin en dar noktasında bulunduğu için tarih boyunca imparatorların tercihi olmuş.

badshah

 

İlk yedi şehir yani Eski Delhi geleneksel Babür Mimarisi, haraketli renkli sokakları ve karmakarışıklığı temsil ederken, 8. şehir olan Yeni Delhi İngiliz krallığı tarafından kurulmasının da katkılarıyla kentin daha modern daha İngiliz kalan tarafını temsil ediyor. Eski Delhi ile Yeni Delhi’yi kumtaşından yapılmış duvarlar ayırıyor.

 

Delhi’de Nerede Kalınır? Delhi’ye Ne Zaman Gidilir?

Şehrin merkezi olan şehrin yerlilerinin kısaca CP dediği Connaught Place konaklama için en iyi seçenek. CP her keseye uygun konaklama seçeneklerine sahip olsa da ben biraz paraya kıyıp en az 4 yıldızlı otellerde kalmanızı öneriyorum. Çünkü Hindistan hakkında duyduğunuz kötü koku, fareler ve genel kirlilik maalesef bir şehir efsanesinden ibaret değil.

Delhi’yi ziyaret etmek için en uygun zamanlar ise bence Ekim-Kasım ve Nisan-Mayıs ayları. Bu aylarda şehir ne çok sıcak ne de çok soğuk. Nem oranı yaz aylarına oranla çok daha düşük bu nedenle ülkenin genelinde olan o Hindistan’a özgü mis koku daha az hissediliyor.

 

DELHİ REHBERİ

Mistik Delhi

Delhi birçok inanıştan insanın barış içinde yaşadığı bir şehir. Bu inanışlara ev sahipliği yapan ibadet yerlerini ziyaret etmek de Delhi’de yapabileceğiniz en keyifli şeylerden biri.

Swaminarayan Akshardham: Yapımı 5 yıl içinde tamamlanan ve sizi Hindistan tarihinde derin bir yolculuğa çıkaran Hindu tapınağı. Beni bütün Hindistan’da en çok etkileyen yapılardan bir tanesi. Etkileyici mimarisi huzur veren bahçelerinin yanı sıra Hindistan’ın ve tapınağın geçmişi hakkında hazırladıkları gösterilerle de bir cazibe merkezi haline gelmiş Akshardham. En az yarım gün ayırın, hiçbir şey yapmasanız da bahçesindeki havuzun kenarında oturup huzur bulmak için ideal.

İçeriye kesinlikle hiçbir elektrikli cihaz alınmadığı için maalesef fotoğraf çekmek mümkün değil.

Gurudwara Bangla Sahib: Şehrin en güzel en huzurlu Sikh Tapınağı. Delhi’nin merkezi olan CP’de bulunan bu tapınağa girerken kadın-erkek başınızı bağlamanız gerekiyor. İçinde sürekli ilahilerin okunduğu altın kubbeli binası ve binayı çevreleyen havuzu ile bu tapınak da huzur aşılayacak.

Buraya giderseniz başlarına taktıkları sarıklardan ayırt edebileceğiniz bir Sikh’e tapınağın hikâyesini sormanızı tavsiye ederim. Çok yardımsever ve konuşkan olan size seve seve tapınakta bir tur attıracaktır.

Jama Masjid: Babür İmparatoru Şah Cihan’ın yaptırdığı (hani eşi Begüm Han için Tac Mahal’i yaptıran) hala Hindistan’ın en büyük camisi olma özelliği taşıyan yapı. Jama Masjid çok büyülü bir mimariye sahip olan bir yapı fakat Hindu ve Sikh tapınakları kadar iyi yönetildiği maalesef söylenemez. Giriş resmi olarak ücretsiz ama kapıda turiste benzettiklerinden ayaküstü para koparmaya çalışan insanlar var. Cuma namazı saatlerinde inanılmaz bir kalabalık oluyor. İbadet için değil de turist olarak gidecekseniz cuma günü gitmenizi tavsiye etmem.

Lotus Temple: Lotus çiçeği şeklinde inşa edilmiş, Bahai dini tapınağı. Bahai dinine göre bütün dinler tanrı önünde eşit ve Bahai tapınakları ibadet için herkese açık. Çok etkileyici bir mimariye sahip. Tüm tapınaklarda olduğu gibi buraya da ancak ayakkabılarınızı çıkardıktan sonra girebilirsiniz. İçeride kabaca hiçbir şey yok, o nedenle içeride sessizlik içinde oturmak ya da meditasyon yapmak turistik ajandanızda yoksa içeriye bir bakıp çıkmak girmek için kapı önünde beklemenizi tavsiye etmem.

 

Romantik Delhi

Birçok gezginin hayalinde Tac Mahal’i ziyaret etmek vardır. Peki, size Tac Mahal’in Delhi’de bulunan Humayun’un Mezarı’ndan esinlendiğini söylesem. Hikâyeleri bile benzer aslında: Ölmek üzere olan Babür imparatoru Humayun eşine rüyasında öldüğünü ve çok güzel ferah bahçelerin ortasında muhteşem mimarili bir yapının olduğu cennet bahçesine gittiğini anlatmış. Humayun’un kısa sure sonra ölmesiyle, onu çok seven eşi imparatorun rüyasında anlattığı cennet bahçesini ve bütün detaylarıyla ortada yer alan yapıyı inşa ettirip eşinin mezarını yapının ortasına koydurmuş.

Humayun’un Mezarı’ndan sonra inşa edilen Tac Mahal ise daha sonraki Babür İmparatoru Şah Cihan’ın ölen eşi Begüm Han’ın mezarı olarak inşa edilmiş. Birebir Humayun’un Mezarı’ndan esinlenilen Tac Mahal’in kenarındaki sütunlar ve beyaz rengi hariç bu binanın aynısı olduğunu söyleyebilirim.

 

Eski Delhi    

Red Fort (Lal Quila): Yine yine Babür İmparatoru Şah Cihan döneminde inşa ettirilen saray ve kaleden oluşan yapı UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Kumtaşından yapılan yapı hafif kırmızı renkte olduğu için Red Fort adını almış. Yamuna nehrinin kıyısında yer alan göz kamaştırıcı bir saray da şehrin hayhuyundan uzak huzurlu bir yer.

Chandni Chowk: Eski Delhi’nin merkezinde yer alan şehrin en egzotik en ucuz alışveriş noktası. Tekstilden baharata, etnik takılardan hediyelik eşyalara kadar birçok ürünü buradan pazarlık yeteneğiniz varsa yok paraya satın alabilirsiniz. Ama eliniz çantanızda gözünüz de tamamen açık olsun zira Eski Delhi’nin en cafcaflı yerindesiniz. Sokak yemeklerini tatmak için de güzel bir nokta ama ben 2 gün gıda zehirlenmesinden hastanede yatmış biri olarak sakın diyorum…

 

Yeni Delhi    

Yeni Delhi, Delhi’nin İngiliz kalan yüzü. Bu nedenle İngiliz mimarların eserlerine bol bol rastlayabilirsiniz. Bunların en ünlüsü de Edwin LUTYENS. LUTYENS’in tasarımları sonucunda Yeni Delhi’nin ünlü Rajpath Bulvarı, bulvarın başlangıç noktasına dünyanın en büyük parlamento binası olan Rashtrapati Bhawan sonuna da İngiliz savaşlarında ölen Hintli askerlerin anısına India Gate inşa edilmiş. Bütün eserler çok etkileyici bir mimariye sahip. Delhi’ye kadar gidip de görmemek olmaz.

Yeni Delhi’nin diğer bir önemli atraksiyonu kentin en önemli meydanı olan Connaught Place (CP). CP at nalı şeklinde tasarlanmış ilginç bir meydan. Etrafında birçok modern restoran ve dükkanları barındırıyor. Yanlız burada çok çok dikkatli olmakta fayda var çünkü kentin en kalabalık noktalarından bir tanesi.

CP’den yürüme mesafesinde olan Janapath Bazaar’a hediyelik alışverişi rengârenk seçenekler sunan mekânlarından. Alışveriş çılgınları için diğer seçenekler ise Dilli Haat, Sarojini Nagar ve Lajpat Nagar. Bu pazarlardan Hint tarzında giysiler, ipek dokuma şallar geleneksel, Hint takıları ve daha birçok geleneksel ürünü satın alabilirsiniz. Değerli taşlara ve deri ürünlere meraklı iseniz gitmeniz gereken yerin ismi Yashwant Palace…

 

Delhi’de Yemesem Olmaz:

Hint mutfağı doğru yerde, temiz koşullarda tattığınız sürece çok leziz. Ben çok dikkatli olmama rağmen ufak bir zehirlenme vakası geçirdiğim. Size tavsiyem sokakta satılan yiyecek-içecek hiçbir şeye bulaşmayın. Ama oralara kadar gidip de Hint yemeği yemeden dönmek olmaz! Temiz ve leziz Hint yemeği için Indian Accent isimli restorana gitmenizi tavsiye ederim. Ben şefin tadım menusunu denedim. Her şey, her şey harikaydı. Biraz turistik bir yer olduğu için yemeklerin yağ ve baharat oranları da düşüktü.

Ama Delhililerin (Onlar kendilerine Delhiites diyorlar) gittiği lokal restoranlara gitmek niyetindeyseniz CP etrafındaki restoranlar genelde temiz ve çok fazla seçenek var. Ama Delhi’de bulacağınız kozmopolit Hint Yemekleri, Türk damak tadına göre oldukça yağlı ve baharatlı. Dolayısıyla Türkiye’de ve diğer Avrupa ülkelerinde tadabileceğiniz Hint yemeklerine maalesef benzemiyorlar.

 

Delhi’de Dolandırılmak = Kaçınılmaz Son 

17 milyon nüfuslu, karmakarışık bir metropol olan Delhi’de her adımda çok dikkatli olmak lazım. Uçağınızın indiği andan itibaren havaalanında mücadeleniz başlayacak. Yanınıza gelip otelinizin yandığını size başka otele götürebileceklerini söyleyenler, sahte üniforma ile yanınıza gelip yardım teklif edenler olabilir. Bu insanları kesinlikle dinlemeyin.

Taksiye, sokak satıcılarına Hindistan normallerinin üzerinde para vermek ülkenin biraz masum hınzırlıklarından. Zaten Delhi ulaşım bakımından çok ucuz olduğu için verdiğiniz fazla paralar içinizi acıtmayacaktır. Burada kilit nokta gideceğiniz yolun uzaklığını bilmek ve pazarlık yapmak. Şoförle anlaşırsanız bütün gün 600-700 rupiye (30-35 lira) size bütün gün gittiğiniz yerlerde eşlik etmesini de sağlayabilirsiniz.

Ben 3 aylık Delhi maceram boyunca taksilerin en yakın alternatifi “Tuktuk” denilen ulaşım araçlarını kullandım. İlk bakışta kaotik Delhi trafiğinde süzülen bu bisikletten bozma araç tehlikeli gibi görünebilir. Ama Tuktuk hızlı ve ucuz oluşuyla (4-5 km bir yol yaklaşık 2 lira) benim ilk tercihim haline geldi.

 

Delhi’ye Gitmeden Önce Mutlaka:

Hindistan’ı anlamak gezdiğiniz yerlerden daha fazla zevk almak için Mohandas K. GANDHI’nin hayatını ve Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesini anlatan 1982 yapımı “Gandhi” isimli filmi izleyin. Delhi ziyaretini sırasında da Gandhi Müzesi ve Gandhi’nin küllerini yakan ateşin hala sönmediği Gandhi Memorial’ı ziyaret etmeyi unutmayın.

 

Delhi ve Ötesi

Yukarıda saydıklarım birkaç günlük bir turistik programa sığdırabileceğiniz şeyler ama daha fazla vaktiniz varsa mutlaka Delhi’nin en hip mekanı Hauz Khas’taki kafelerde insanları izleyin, ister 1700lerde kurulan astronomik gözlemevi Jantar Mantar’ı ziyaret edin, ister Vipassana Meditasyon Merkezine uğrayıp 10 günlük programlarına katılın ya da bir günlüğüne bu mistik havayı içinize çekin ister Ulusal Müze’de 5000 yıllık Hindistan tarihinde bir yolculuğa çıkın… Delhi size bu ve bunun gibi birçok seçenek sunuyor.

Ama unutmayın, Hindistan gibi Delhi de kendini yavaştan sevdirir….

NEW YORKTA MICHELIN YILDIZLI AKSAM YEMEĞİ

Yemek yemeye ve yeni tatlar denemeye küçüklüğümden beri bayılmışımdır. Dolayısıyla aradan yıllar geçip seyahat etmeye başladığımda, dünyanın dört bir yanında gittiğim ülkelerin yemeklerini denemek yeni hobim oldu. Amerika seyahatime de bu hobim yön verdi diyebilirim. Amerika seyahatim kesinleştiğinde her yemek aşığı gibi yaptığım ilk şey Michelin yıldızlı restoranları araştırmak oldu. Yolculuğumun önemli bir kısmında da New York’ta kalacağım için işim hiç zor olmadı.

İlk başta 1 ay öncesinden 3 Michelin Yıldızlı Restoranlardan yer bulmaya çalıştım ancak maalesef bu mümkün olmadı. Yani filmlerde görüp güldüğümüz, “Önümüzdeki 6 ay boyunca doluyuz, Ma’m” repliğini test ettim onayladım, doğruymuş :)

Aramamı 2 Michelin Yıldızlı restoranlara kaydırdığımda işler biraz daha kolaylaştı. Şansımın da yaver gitmesiyle beraber çok sevdiğim İskandinav Mutfağından yemekler sunan “Aquavit” isimli bir restoranda rezervasyon yapmayı başardım :)

Aquavit
Aquavit

Aradan 1 ay geçip heyecan içinde restorana gittiğimde ise biraz şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Çok aşırı sade, ahşap ağırlıklı dekor beni biraz şaşırttı. Restoranın Şefi Emma Bengtsson’un İsveçli olduğunu bildiğimden, daha fazla İsveç’i yansıtan bir dekor bekliyordum. Bu arada kendisinin New York’un 2 Michelin Yıldızlı tek kadın Şef i olduğunu da ekleyeyim.

Büyük beklentilerimi bir kenar bırakıp, Sonbahar Tadım Menüsü sipariş ettim. Menü aşağı yukarı şu şekildeydi.

Geyik eti ve Vanilya

-Yabanmersini, Füme vanilya, Gevrek ardıç

second course
second course

Köy Yumurtası ve Mantar

-Kültür mantarı , Danimarka peyniri, Et suyu

yumurta
yumurta

Çizgili Levrek ve Salsify

-Salsify, bebek lahana, menekşe rengi şalgam turşusu

Ördek ve Karnabahar

-Kendi yağında pişmiş ördek, pazı, siyah truffle

aquavit main course
aquavit main course

Armut Şarabı ve Zencefil

Fuji elma ve Karamel

-Kakuleli Panna cotta, Sıkıştırılmış elma, Keçi sütlü buzlu tatlı

aquavit dessert
aquavit dessert

Gördüğünüz üzere menüyü anlamak bile biraz zamanımı aldı :) Daha sonra her tabağın gelişinden önce garsonlar masaya gelip yemeğin nasıl yapıldığını içindeki malzemelerin nerden alındığını, İşveç trüf mantarının diğerlerinden nasıl bir tat farkı olduğunu 5 dakikalık brifingler şeklinde açıkladılar :) Bu açıklamalar bana ilk başta biraz komik gelse de, yemek yapmanın nasıl büyülü bir süreç olduğunu bir kez daha idrak etmeme sebep oldu. Kendimi yemek konusunda az da olsa bilgi sayan ben aslında yolun sadece en başında olduğumu böylelikle anlamış oldum.

kopuk
kopuk

Açıklamalardan sonra gelen her tabak farklı bir lezzet şöleni gibiydi. Hangi daha güzeldi açıkçası karar veremedim çünkü bütün yemekler birbirinden gel ve şahsına münhasırdı diyebilirim.

Yemeğin sonunda bu tarz bir restorana göre ortalama sayılabilecek bir hesabın yanında, İsveç Sıcak Şarabı (Swedish Glögg) yapım kitini de hediye ettiler J Hediyemi o kadar sevdim ki faturaya aldırmadım bile :)

KARAR :)

Bunca zaman para biriktirip hepsini bir akşam yemeğinde harcamaya değdi mi diye sorarsanız cevabım.... Evet Kesinlikle Değdi olur. Söylediğim gibi farklı tatlar denemeye düşkün bir insan olarak, bu derece farklı ve her biri artistik bir biçimde pişirilmiş ve sunulmuş ziyafet benim açımdan unutulmaz bir deneyim oldu.

aquavit fall tasting menu 1
aquavit fall tasting menu 1

Ayrıca eğlenmek, mutlu olmak ve yeni tecrübeler edinmek için harcadığım paraya ben zaten hiçbir zaman pişman olmadım.... Siz de benim gibi düşünüyorsanız şiddetle tavsiye ederim :)

2015 MÜZİK FESTİVALLERİ REHBERİ
mussssss4.jpg

2015’in gelmesiyle beraber yeni yıl kararları arasına “daha çok seyahat etmek” yazan kişiler çoktan planlarını yapmaya başladı. Bu zamanlar gerçekten gezginlerin yıllık seyahat planlarını yapması açısından çok ideal çünkü biletler nispeten daha ucuz :) Ve çok iyi biliyorum ki ben dahil birçok kişinin bu yılki hayallerinde dünyaca ünlü bir müzik festivaline gitmek var. Müzik festivalleri, sadece müzik dinleyip ruhunuzu besleyeceğiniz bir ortam olmanın çok ötesinde tamamen doruklarda bir eğlence festivali olmaya geçtiğinden beri herkesin hayallerini süslemeye başladı.

İşte 2015 planlarını yapanlar için dünyanın en ünlü müzik festivalleri...

Coachella, 10-12 – 17-19 Nisan 2015

Indio, California’da düzenlenen Coachella Amerika’nın en ünlü müzik festivali. Dünyaca ünlü grupları ağırlayan bu müzik festivali aynı zamanda son yıllarda ünlüleri görmek ya da kendini göstermek isteyenleri gittiği 1 numaralı etkinliğe dönüşmüş durumda. Bu kadar popüler olması size korkutmasın. Ben oraya gidip de eğlenmeden döneni hiç duymadım :) 2015’te etkinlik yoğun ilgi üzerine iki haftasonu olarak düzenlenecek. Biletler 375 dolar. Konser listesi ise şu şekilde;

coachella

 

Glatsonbury 24-28 Haziran 2015

İngiltere’nin Somerset şehrinde düzenlenen bu müzik festivali, festival dünyasının zirvesi olarak görülüyor. 1970lerde başlayan bu festival kimleri ağırlamamış ki; U2’dan Paul Mccartney’e, Beyonce’den Metalica’ya diyeyim gerisini siz tahmin edin :) Hep rastladığımız çamur içinde konser dinleyen gençler görüntüleri de hep bu konserden J 2015 konser listesi henüz belli değil ama ben eminim ki bizi çok sıkı bir sürpriz bekliyor. Bilet fiyatları 170 Pound civarında.

glastonbury 2015

 

Roskilde 27 Haziran - 4 Temmuz 2015

Danimarka’nın güneyinde yer alan Roskilde’de yapılan bu festival 1970 lerden beri düzenlenen köklü festivallerden bir tanesi. Kuzey Avrupa’nın ise en ünlüsü.  Malum Kuzey Avrupa’ya doğru gittikçe metal müziğe olan ilgi yoğunlaşıyor. Geçtiğimiz yıllarda da festivali bu ilgi şekillendirmiş diyebilirim. Ama son dönemde festivalin de popülerleşmesi ile birlikte popular isimlere de yer vermeye başlamışlar. Festivalin en büyük, en büyük rahatlığı şehir merkezine diğer festivallere nispeten yakın olmanız. Yani isterseniz gece kamp alanında kalmak zorunda değilsiniz, şehir dönüp keyfinize de bakabilirsiniz çadırda kalmak istemiyorsanız tabi ki :) Full Festival bilet fiyatları yaklaşık 300 dolar.

Festivalin bu yılki konser listesi şöyle:

roskilde

 

Benicassim 16-19 Temmuz 2015

Barcelona Valencia arasında Akdeniz kıyılarında yapılan bu festival de bir başka favori. Deniz, kum, güneş bir de güzel müzik başka ne isterim diyorsanız kaçırmayın derim. Bu festivalin en büyük artısı ise tatilin her türlü nimetini bir arada sunması. 2015 konser listesi henüz belli değil. Biletler ise 130 Euro

benicassim 

 

Sziget Festivali 10-17 Ağustos 2015 

Sziget bizim bildiğim adıyla Zigetvar Festivali Avrupa’nın en ünlü festivallerinden biri. Sultan Süleyman’ın son seferini yaptığı Zigetvar yani Sziget tam bir eğlence ve özgürlükler adasına dönüşmüş durumda. Bu festivalin en büyük avantajı 1000’den fazla farklı performans sergilenmesi ve saymakla bitmeyecek yan aktiviteleri. Bu yıl konser verecek dev isimler henüz açıklanmamış da olsa 2014 yılının “After Movie” videosunu izlemek bu yılki biletinizi almak için yeterince ikna edici olacaktır. Sziget için 5 günlük bilet 199, 7 günlük bilet ise 229 Euro.

sziget map

 

 

HARİKA 2014!
20151.jpg

2013 yılına veda yazımı, daha önceki yıllarda kullandığım blogum salomeswonderland.blogspot.com.tr den yayınlamıştım. 2013 için "İnanılmaz 2013" demiştim ve 2014'e de "Harika 2014" sıfatını uygun bulmuştum :) 2014 benim açımdan biraz çalkantılı bir yıl oldu. Ama aynı zamanda hayatımda en çok istediğim şeylerden birini yapmak; profesyonel blogumu açmak için bana fırsat verdi. Bu nedenle benim için yeri çok çok ayrı...

Nasıl mı oldu? Öncelikle bir dönem büyük bir para sıkıntısı yaşadım ve ek gelir elde etmek için bir internet sitesine makaleler yazmaya başladım. Bu sayede internet için nasıl yazı yazılır bunu öğrendim. Sonra site sahibinden site açmakla ilgili merak ettiğim herşeyi öğrenme imkanı buldum... gerisi ise çorap söküğü gibi geldi.

Bu yılki vedamı da çok emek harcadığım ve yapım aşaması tamamlanmak üzere olan Traveling-lady'den yapıyorum. Ve bu yıl benim için Harika ya da İnanılmaz yerine "Traveling Lady" yılı olsun diyorum :)))

Herkese Mutlu Yıllar ...