Posts in Yemek
ADANA'DA KEBAP DIŞINDA NE YENİR, NE İÇİLİR
ADANA-YEME-İÇME-REHBERİ.jpg

Adana Kebabı ... Adana'nın hatta belki de Türkiye'nin en önemli yemeklerinden biri... Ama Adana'da birkaç gün geçirdikten ve Adana kebabını değişik lokasyonlarda denedikten sonra kebapta zirveyi yaşadım artık yeni şeyler denemek istiyorum diyorsanız Adananın meşhur yemekleri de en az adana kebabi kadar sizi büyülemeye aday... Kebapsız bir gün geçirmek ve Adana mutfağının daha değişik yönlerini tanımak istiyorsanız aşağıdaki rehberi takip edin :)

ADANA KAHVALTI MEKANLARI

Kazım Büfe Adana: Burası Hürriyet’in “Türkiye’nin en iyi 10 Büfesi” listesine 8. sıradan giriş yapmış kendine özgü lezzetleri olan orijinal bir mekan. Mekan derken oturacak bir yer falan yok. Sadece siparişinizi verip, atıştırıp yolunuza devam ediyorsunuz.

Bu mekanın en ünlü ürünü Muzlu süt. Sırf merakımdan gidip denedim. Sonuçta bir süt neden bu kadar meşhur olabilir derken cevabımı aldım. Bu süt Adana’nın köylerinden geliyor ve oldukça yağlı bir yapısı var. İçine dondurulmuş buz atıyorlar ve tırrrrt. Tadı mükemmel ! Milkshake e benziyor ama milyon kat daha lezzetlisi !

 

Birbiçerler: Ciğer Aşkına! Ben buraya öğle yemeğinde gittim ama Ciğer Adana’da kahvaltılık bir olay olduğundan insanlar asıl sabah akın edermiş buraya. Ciğer o kadar lezzetliydi ki ben hayatımda bu kadar lezzetlisini 10 katı para verip Michelin yıldızlı restoranlarda çalışmış bir şefin restoranında yemiştim.

birbiçerler ciğer.jpg

Sabah 6’dan akşam 12’ye kadar burada 300 kg ciğer pişiyormuş ! Bence herkesin bu 300 kg’dan payına düşeni alması için var gücüyle savaşması lazım. Savaşı kazanırsanız ciğerler hoop lavaş üzerine , onun üzerine de bol sumaklı kebap salatası, kimyon ve kırmızı biber...

“Kendimi şanslı hissediyorum” diyorsanız mekan sahibine “Ayı Payı” var mı diye sorun. Ayı payı, küşleme ye benzeyen bir et. 1 Hayvandan 1 Porsiyon çıkıyormuş. Ben yiyemedim , siz yediyseniz bana anlatın nasılmış :)

ÖĞLE VE AKŞAM YEMEKLERİ 

İster Kazım Büfede sütünüzü içmiş ve güne hafif başlamış olun, isterseniz birbiçerde ciğerin dibini görmüş olun gününüze aşağıdaki lezzetleri denemeden devam etmeyin...

adana sıkma
adana sıkma

Adana Sıkması: Gözlemeye çok benzeyen Adana Sıkması peynirli yeşil soğanlı bol maydanozlu zengin bir içle hazırlanıyor. En yakın arkadaşı yayık ayranı :)

analı kızlı
analı kızlı

Analı Kızlı Çorba: Ekşili, düşününce bile ağızları sulandıran bir yemek. Her porsiyonda 2-3 tane minik içli köfteler (Anneler) ve göz alabildiğine küçük bulgur topları ( Kızları) var. Bence kebap kadar ünü hak eden bir yemek. Ama her yerde bulmak o kadar da kolay değil, daha ziyade evlerde yapılan Adanalı tanıdık kontenjanından yiyebileceğiniz bir yemek. Ben Saraylı Ev Yemekleri” diye bir mekanda buldum ve gayet başarılıydı.

Adana Sarımsaklı Köfte ( Fellah) : İnce ve tercihen esmer bulgur ile yapılan bu köfteler bol sarımsaklı sosta pişiriliyor. Restoranlarda kebapçılarda bulmak çok zor ama şansınızı ev yemekleri yapan restoranlarda denmenizi tavsiye ederim.

Adana Usulü İçli Köfte: Bu içli köftenin daha doğuda yapılan içli köftelerden farkı haşlanarak yapılması, ince uzun değil yuvarlak olması ve hamurunun da pembemsi olması. Bu içli köfte biraz daha hafif ve lezzet olarak bana daha fazla hitap ediyor. Gerçek Adanalılar bu içli köfteyi limonlu, bol sarımsaklı ve maydanozlu bir sosla yiyorlar.

Pastırmalı Humus : Adana’da humus güveçte ve pastırmayla tekrardan pişirilerek servis ediliyor. Bence bu ara sıcak tek başına bir ziyafet niteliğinde... Adanalılara göre bu ara sıcak en güzel Elem Restoranda yapılıyor.

Mumlu Balık Yumurtası (Batarka ya da Karataş Havyarı): Batarka Adananın Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin seçme kefallerinden elde edilen bir meze. Kefallerin yumurtaları hasat edildikten sonra arındırılıyor kurutuluyor ve yoğuruluyor. Son şeklini aldıktan sonra da koruma amaçlı balmumu ile kaplanıyor.

Tadı muazzam, tam bir gurme tadım ürünü diyebilirim. Ben bu yemeği Adanalı bir arkadaşım sayesinde tatma fırsatı buldum. Zannediyorum siz de Karataş ilçesindeki balık lokantalarında bulabilirsiniz.

GECE YARISI EXPRESİ

Bu yemekleri gün ışığının bol olduğu saatlerde bulmanız çok zor ! Adanalılar sohbet ve muhabbetten sonra geceye son noktayı koymak için en çok aşağıdaki 2 yemeği tercih ediyor.

Şırdan yemeği : Adana’nın en enteresan yemeklerini başında bence şırdan geliyor. Şırdan aslında koyunun 4 midesinden birine verilen isim.

şırdan adana.jpg

Bu kısım işkembenin de içinde kalan aslında çok daha hijyenik bir bölüm ama görüntü biraz çılgın :) Şırdan Nasıl Yapılır derseniz, kısaca midenin içine baharatlı pirincin doldurulup ağzı dikildikten sonra 1 saat pişirilmesi ile bu lezzete ulaşılıyor. Bol limon, kimyon ve pulbibersiz denemeyin.

Çürük: Çürük Çorbası kellenin yanak kısmındaki siyah etlerle yapılıyor. Bu Adana’ya özgü bir sakatat çorbası, kahvaltıda da çok tercih ediliyor.

Çürük: Çürük Çorbası kellenin yanak kısmındaki siyah etlerle yapılıyor. Bu Adana’ya özgü bir sakatat çorbası, kahvaltıda da çok tercih ediliyor.

BONUS BONUS BONUS (Sadece sıcak yaz günlerinde...)

Bici Bici : Sadece Adana ve Çevresinde bulabileceğiniz bu güzellik, bici bici denilen muhallebinin üstüne kar, gülsuyu, kızılcık şerbeti ve pudra şekeri eklenmesiyle yapılıyor. Mayıs-Ekim arasında adım başı sokak satıcılarında bulabilirsiniz .

RODOS'TA BİR HAFTASONU
IMG_2806.jpg

Küçüklüğümden beri hep aklımın köşesinde şu resimlerde gördüğümüz kartpostal gibi görünen Yunan Adalarına gitmek vardı. Bir cuma günü ani bir kararla Fethiye’den kalkan feribotlara binip Haftasonu için Rodos’a gitmeye karar verdim. 2 gün 1 gece Rodos gibi büyük bir ada için tabiki yeterli değil Ama ben yine de deneyebildiğim kadar çok şey denemeye çalıştım. İşte 2 günlük Rodos Tatilim...

CUMARTESİ

09:00-10:30 FETHİYE-RODOS FERİBOTU

Fethiye’den Rodos’a giden feribot Marmaris’ten kalkanlara göre baya ufak ama sağım solum neresi Türkiye neresi Yunanistan diye bakınmalarım bile bitmeden çok kısa bir sürede Rodos’a vardık. Feribottan iner inmez karşımda araç kiralama şirketlerini görüyorum. Benim ilk hedefim hazır zamanım da daralmamışken Meşhur Lindos’u ve Lindos yolundaki koyları görmek olduğundan ilk gördüğüm yerden araç kiraladım. Otomatik vites bir araba için kiralama ücreti günlük 50 Euro.

12:00-14:00 ANTHONY QUINN KOYU

anthony quinn koyu rodos.jpg

Lindos’a giderken, yol üstündeki meşhur Anthony Quinn Koyu'nu da görmeden olmazdı. Dolayısıyla ben de direksiyonu tereddüt etmeden bu istikamete doğru kırdım. Arabayı park edip koya tepeden baktığımda “Gerçekten bu mu ? Bu mudur?” dedim. Antalya gibi sağdan soldan koş fışkıran bir şehirde yaşayan biri olarak bana çok özelliksiz bir yermiş gibi geldi. Ama buraya kadar gelmişken bari bir denize gireyim dedim. Evet denize girince bütün fikrim değişti. Bu koyu bu kadar meşhur yapan pazarlamanın yanı sıra ( Teşekkürler Guns of Navarone Filmi) muazzam denizaltı yaşamıymış. Şnorkelini takan biri bu boyda saatlerini harcayabilir ... Tek kelimeyle Rodos’ta denize girdiğim en keyifli yerdi.

14:00-15:00 MAVRİKOS RESTAURANT

mavrikos restaurant rodos.png

Lindos’a geldiğimde hiçbir şey yememiş olduğum gerçeğiyle yüzleştim ve hemen Lindos Köyü’nün meydanında yer alan ve hakkında çok şey okuduğum Mavrikos Restoran’da bir öğle yemeği molası verdim. Mavrikos’ta fiyatlar Rodos ortalamasına göre yüksek, garsonlar niye geldiniz havasında .... ama yemekler gerçekten orjinal. Ben Ahtapot kıymasından yapılmış bolonez soslu makarna yedim ☺ Oldukça lezzetliydi ama o fiyata o hizmet beni pek açmadı...

15:00-18:00 LİNDOS

lindos rodos.jpg

 

Tepesinde görkemli bir akropol olan bir dağın eteklerine kurulmuş bembeyaz bir köy düşünün... Dağın denizle buluştuğu yerde ise cennet koylar var. İşte Lindos böyle bir yer. Uzaktan manzara böyle; köyün içine girdiğinizde ise birbirinden renkli dükkanlarla süslenmiş bembeyaz bir labirente benzeyen sokaklar karşılıyor sizi.

lindos ev
lindos ev

Bütün bunlar çok güzel ama Lindos gezisinin bence olmasa olmazı Dağın tepesindeki akropole çıkıp manzarayı içine çekmek. Buraya gitmek için ise köyün içinden geçip o tepeyi tırmanmanız lazım.

Bütün bu eziyete katlananların ödülü ise muhteşem ege mavisi koylar, bembeyaz geleneksel yunan evlerinden oluşan harika bir manzara... Bir manzara için bu kadar acıya katlanamam diyorsanız, köyün girişindeki alpha bank tan eşek kiralama şansınız da var.

18:00-20:00 ST PAUL KOYU

Kaynak

Lindos un bembeyaz labirent sokaklarında dolaşmak bambaşka bir keyif, sırf bunun için bile buraya gelinebilir. Ama bu turdan sonra yapabileceğiniz en mantıklı şey kesinlikle St Paul Koyuna inmek ve bir akvaryum taklidi yapan bu koyda denizin tadını çıkarmak.

Burada denize girebileceğiniz iki kısım var, ikisinde de harika deniz ürünleri restoranları var. İlk bakışta salaş görünen bu işletmelerde yemek yemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Deniz ürünleri bence harika; ambiyans da lezzetle yarış halinde gibi....

22:00-23:30 TAMAM RESTAURANT

İnternette hangi kaynağı araştırırsanız araştırın, rehberin bloğuna hepsinde Tamam Restoran tavsiyesini göreceksiniz. Genelde ben böyle yerlere hep temkinli yaklaşıyorum ama Tamam‘ı tesadüfen gördüğümde ve önünde sadece birkaç kişilik bir kuyruk olduğunu (!) gördüğümde şansımı denemek istedim.... Gerisi şiir... Deniz ürünleri, başlangıçlar, müesseseden ikram gelen tatlı... dondurulmuş meyvelerle servis edilen suları bile şahane...

tamam rest
tamam rest

Bana inanmıyorsanız Vedat Milor e inanın ☺

http://cadde.milliyet.com.tr/2013/09/27/YazarDetay/1768975/-tamam-lokantasi

23:30-01:00 OLD TOWN HİPOKRAT MEYDANI

Kaynak

Bütün günün yorgunluğundan sonra tek hayalim otele gidip uyumaktı. Ama otele gidebilmek için Old Town’da yer alan Hipokrat Meydanından geçmem gerekiyordu. Meydan’daki cümbüşü gördükten sonra gönlüm otel odasına kitlenmeye razı gelmedi. Meydanın ortasındaki çeşmenin etrafında birçok farklı kökenden turist, yunan müzikleri eşliğinde dev bir sokak partisine katılmış gibiydi.

PAZAR

10:00-11:00 KAHVEHANE MEVLANA 

Kaynak: Baya İyi 

Sabah kahvesi için, bence Rodos Old Town’ın en karakterli mekanlarından biri olan Kahvehane Mevlana’yı tercih ettim. Her bir eşyası yaklaşık 150-200 yaşında olan bu mekanın inanılmaz bir havası var. Sanki Osmanlı zamanındaki Rodos’u bu mekan hala yaşatıyor. Bence Rodos’ta ziyaret edilmesi gereken mekanların başında yer alıyor.

11:00-12:00 SÜLEYMANİYE CAMİ

 Kaynak

Avrupa Konseyinin Kültürel Miras konusundaki danışma kurulu Europa Nostra tarafından Onursal Nişan almaya layık görülen bu cami Türkiye’deki emsallerinden oldukça farklı. Bir Osmanlı Camisi bir Yunan Adasına en fazla ne kadar uyumlu inşa edilebilirse öyle yapılmış. Pembe duvarları, geniş avlusu, kapısındaki güneş saati tam seyirlik. Ben gittiğimde caminin içi ziyarete açık değildi ama bu muazzam yapıyı dışardan görmek, avlusunda oturmak bile yetti.

12:00-14:00 RODOS LİMANI

İkonik Rodos Limanını görmeden Rodos’tan ayrılmak içime sinmedi. Rodos’taki son tarihi turistik gezimi de buraya yapmaya kadar verdim. Daha önce internette gezerken eskiden Rodos limanı girişinde bulunan Helios Heykeli’nin temsili resmini görmüş ve çok etkilenmiştim.

Benim kadar etkilenen başka başka insanlar da olduğu için Helios Heykeli New York’ta yer alan Özgürlük Heykeli’ne ilham kaynağı olmuş. Heykel maalesef uzun ömürlü olmamış. Bugün Rodos Limanı girişindeki sağ ve sol sütunlarda erkek ve dişi geyik heykelleri tekneleri karşılıyor.

Kaynak

Limanı gezerken enteresan yat turları, günübirlik şnorkel ve dalış gezisi düzenleyen yerleri görüp bir ahh çektim. Gönül bir şnorkel turuna katılmak istedi tabi ☺ Her neyse bir sonraki gezimde ilk durağım burası olacak ☺

14:30-16:00 NİREAS RESTAURANT

nireas
nireas

Feribot kalkış saati yaklaşırken artık daha fazla sıkışıklık yaratmak ve kendimi yormak istemedim ve kendimi Yunan Mutfağının serin kollarına bıraktım. Bu sefer daha değişik lezzetler denemek istediğim için Simi usulü yemekler sunan Nireas’a gitmeye karar verdim. İlk olarak restoranın yeri çok güzel. Old Town’da, ortaçağ havasında ama turist kalabalıklarından uzak geniş ferah bir bahçe. Sırf bir şeyler içmek için bile gidilebilir. Ama ayıp buraya gelmişken menüdeki her şeyi yemek lazım ☺ Her şey imkansız tabi :/ dolayısıyla ben de sadece Greek Salata, Simi usulü karides ve güneşte kurutulmuş ahtapotu deneyebildim. Hepsi de çok güzeldi. Ahtapot yumuşacık ve lezzetliydi. Simi usulü karides ise kabuklarıyla pişirilmişti ve ege denizin en minik-en lezzetli karidesleriydi galiba. Nireas’tan çıkarken Rodos’taki son saatlerimi geçirmek için en doğru seçimi yaptığım için kendi kendimi tebrik ettim ☺

16:30-18:00 RODOS FETHİYE FERİBOTU

Sonuç? Yetmiyor... 2 gün kesinlikle yetmiyor. Ama 2 günlüğüne de olsa Rodos çok güzeldi. Rodos’un cennet koylarını görmek eski şehirdeki tarihi incelemek ve çevreyi gezmek için bence en az 4 gün lazım. Ama siz sakın 2 gün yetmez zaten deyip gitmemezlik yapmayın.

ALTERNATİF BERLİN REHBERİ
ballhaus-grafiti2.jpg

Berlin’e bu kış ilk defa gittim. Hayalimde canlandırdığım Berlin, dümdüz bir duvarın zamanında bıçak gibi ortadan ayırdığı ve 2 bambaşka dünya yarattığı bir şehirdi. Ama şehirde ilk keşfe çıkar çıkmaz anladım ki Berlin’i bugünkü Berlin yapan şey, duvarın yıkılmasından sonra yaşananlarmış.

Bir şehir düşünün birden özgürleşmiş büyümüş ve herkesin kendini ifade edebileceği bir ortam haline gelmiş. Sonuç: her sokağı, köşe başı ve hatta sokak tabelası bile sürprizlerle dolu bir şehir. Tam da bu nedenle bu deli dolu şehre “Fakir ama seksi” denilmiş.

Ben de Berlin’in bu “Fakir ama Seksi” tarafını daha yakından tanımak için Alternatif Berlin turuna katıldım. İyi ki de katılmışım. Sanırım Berlin’de geçirdiğim en keyifli zamandı. Turun durakları için okumaya devam :)

Tacheles

TACHELES
TACHELES

Turun ilk durağı Tacheles binasıydı. Tacheles İbranice açığa çıkarmak ve argoda sonlandırmak anlamına geliyor. Bu bina, Berlin duvarının yıkılmasından sonra ortaya çıkan bir nevi otorite boşluğunda boy gösteren “Squating” yani boş evlere el koymak eyleminin en büyük eseri. Nazilerin de zamanında hapishane olarak kullandığı devasa büyüklükteki bina Squat sonrasında bağımsız artistlerin boy gösterdiği içinde sinema, atölyeler, gece kulübü, sanat galerisi, bahçe ve stüdyoların olduğu bir sanat merkezine dönüşmüş.

Bağımsız artistlerin toplandığı bu mekan zaman içinde sokak sanatının da merkezi haline gelmiş.

Bina maalesef 2012 yılında binayı satın alan banka tarafından kapatılmış. Ama binaya dışarıdan baktığınızda bile o günlerin ne kadar heyecan verici olduğunu hissedebiliyorsunuz. Kar amacı gütmeyen, herkesin özgürce sanatını yapabildiği ya da güzel vakit geçirebildiği kocaman bir bina... O günleri görmeyi gerçekten çok isterdim. Ama bina dışındaki grafitlere bakmak bile hayal gücünüzü aniden harekete geçiriyor...

Augeststrasse

Tacheles binasının karşısında yine çoğunluğu Squat hareketi sonucu ele geçirilmiş ve sanatçılar tarafından kullanılmış evlerden oluşan Augeststrasse var. Bu caddedeki binaların çoğu şu günlerde sanat galerisi olarak kullanılıyor. Her yer birbirinden yaratıcı grafitlilerle ilginç binalarla dolu.

LOVE YOU
LOVE YOU

Bu caddede yürümek bile başlı başına büyük bir aktivite ama grafitlere ilginç posterlere dalıp türünün tek örneği bina ve dükkânları es geçmek olmaz.

Berlin_Claerchens_Ballhaus_1600
Berlin_Claerchens_Ballhaus_1600

Bu önemli yerlerin başında bence Clärchens Ballhaus var. 1913 te kurulan bu balo salonu hala işlevini koruyor. Güzel bir akşam yemeği yiyip pistteki her yaştan insanların farklı danslarını izleyebileceğiniz bir yer olmasının yanı sıra burada bazı geceler dans dersleri de veriliyor. Ben denk gelemedim ama siz programı kontrol edip eski usul salon dansı kurslarının verildiği bir güne denk gelirseniz tadından yenmez diye düşünüyorum. P.S. Bahçesindeki grafitiler de 10 numara 5 yıldız :)

XOXO
XOXO
ballhaus grafiti
ballhaus grafiti

İkinci önemli durak ise KW Çağdaş Sanat Enstitüsü. Alışıldık müzeleri unutun zira burası müze mantığının çok dışında bir yer. Sanat için sanat yapanların yeri de diyebiliriz Türkçe bir deyişle. Hayal gücünüzün sınırlarını zorlamak istiyorsanız burası sizin için doğru yer :)

Benim gibi bir dergi bağımlısıysanız uğramanız gereken bir diğer durak “Do you read me ?”. Dünyadan dört bir yanından envai çeşit dergiyi bulabileceğiniz bu mekandan yüzünüzde kocaman bir gülümseme ve birçok dergi ile çıkmanız garanti.

Eğer bu caddedeki uzun gezinti sizi yorduysa, bir alt sokakta yer alan ve Alman mutfağının en güzel yemeklerini sunan Das Lokal (eski ismi ile Kantine) doğru adres. Beyaz ve ahşap ağırlıklı dinlendirici dekoruyla dikkat çeken Das Lokal, Berlin gezisinin olmazsa olmazları arasında. Mutfak öğle ve akşam yemeği arasında kapanıyor oralara kadar gidip de yaya kalmayın.

Rossenthalller Strasse

Augest Strasse’den 10 dakikalık bir yürüme mesafesinde olan bu caddeyi bu kadar özel yapan şey grafiti sokağı ve Cafe Cinema. Bu caddede iki apartman arasında kalan bir sokakta, dünyanın dört bir yanından gelen sokak sanatçılarının çizimlerini inceleyebilirsiniz.

cafe cinema
cafe cinema
cafe c kolaj
cafe c kolaj

Toplamda 50 adımlık bir sokak ama her eseri tek tek incelemeye kalkarsanız saatlerce burada mahsur kalabilirsiniz. Yine bu sokakta yer alan tarihi Cafe Cinema da 50lerin Paris’i havasını barındıran, önümüzdeki yüzyılda muhtemelen kendileri öldükten sonra fenomen olacak artistlerin takıldığı bir mekan.

Kreuzberg

KREUZBERG
KREUZBERG

Alternatif Berlin Turu’nun olmazsa olmazı Kreuzberg’de yer alan East Side Gallery. Dünyanın dört bir yanından gelen 105 artist 1990 yılında Berlin duvarının 1.5 km lik kısmını boyamışlar. Dünyanın en büyük açık hava galerisi olma özelliğini de taşıyan bu duvar son zamanlarda baya tahrip olmuş olsa da hala çok etkileyici.

7_eastside_gallery
7_eastside_gallery

Kreuzberg’de görebileceğiniz birçok dünyaca ünlü sokak sanatı eserleri var. Genelde binaların yan cepheleri Grafitilerle kaplı. Bunlardan beni en çok etkileyeni Blu tarafından çizilen “Pink Man” grafitisi. Ünlü gece klübü Watergate yanındaki binanın yan cephesinde yer alan bu grafiti, minicik yüzlerce pembe adamdan oluşan canavara karşı duran minicik bir beyaz adamı konu almış. Blu’nun bölgedeki diğer ünlü grafitileri “Handcuffs” “East and West“ ve “Global Warming”

PİNK-MAN1.jpg

    

   

Kreuzberg’de eserlerini inceleyebileceğiniz diğer ünlü grafiticiler ise Jimmy C ve El Bocho.

Bunların hepsi çok güzel ama asıl alternatifi sonuna kadar hissedebileceğiniz en güzel yer RAW Tempel. 1867 de kurulan endüstriyel bir kompleksin 1999 yılında yeniden hayata kazandırılmasıyla ortaya çıkan bu yerde kafeler, barlar, ünlü gece kulüpleri ( Cassiopeia club, the MIKZ), workshoplar ve bir de tiyatro yer alıyor.

RAW TEMPEL
RAW TEMPEL

Bir nevi eskilerin Tacheles’i diyebiliriz. Ama sizi uyarmam lazım, burası daha ziyade yazlık bir mekan. Ama kışın da sırf duvardaki ilginç sokak sanatı örneklerini incelemek için bile gidilmeye değer.

Alternatif Berlin turunu lezzetli bir alman yemeğiyle sonlandırmak için en güzel yer ise yine Kreuzberg’de yer alan Henne. Hatta lokallere göre burası, eski Berlin havasını hala soluyabildikleri en iyi mekan. Bu klasik Alman restoranında bulabileceğiniz yemekler spesiyalitesi olan süt ile kızartılmış yarım piliç ve Berliner Bauette (Alman köftesi) lahana ve patates salatası.

henne_neu

henne_neu

NEW YORKTA MICHELIN YILDIZLI AKSAM YEMEĞİ

Yemek yemeye ve yeni tatlar denemeye küçüklüğümden beri bayılmışımdır. Dolayısıyla aradan yıllar geçip seyahat etmeye başladığımda, dünyanın dört bir yanında gittiğim ülkelerin yemeklerini denemek yeni hobim oldu. Amerika seyahatime de bu hobim yön verdi diyebilirim. Amerika seyahatim kesinleştiğinde her yemek aşığı gibi yaptığım ilk şey Michelin yıldızlı restoranları araştırmak oldu. Yolculuğumun önemli bir kısmında da New York’ta kalacağım için işim hiç zor olmadı.

İlk başta 1 ay öncesinden 3 Michelin Yıldızlı Restoranlardan yer bulmaya çalıştım ancak maalesef bu mümkün olmadı. Yani filmlerde görüp güldüğümüz, “Önümüzdeki 6 ay boyunca doluyuz, Ma’m” repliğini test ettim onayladım, doğruymuş :)

Aramamı 2 Michelin Yıldızlı restoranlara kaydırdığımda işler biraz daha kolaylaştı. Şansımın da yaver gitmesiyle beraber çok sevdiğim İskandinav Mutfağından yemekler sunan “Aquavit” isimli bir restoranda rezervasyon yapmayı başardım :)

Aquavit
Aquavit

Aradan 1 ay geçip heyecan içinde restorana gittiğimde ise biraz şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Çok aşırı sade, ahşap ağırlıklı dekor beni biraz şaşırttı. Restoranın Şefi Emma Bengtsson’un İsveçli olduğunu bildiğimden, daha fazla İsveç’i yansıtan bir dekor bekliyordum. Bu arada kendisinin New York’un 2 Michelin Yıldızlı tek kadın Şef i olduğunu da ekleyeyim.

Büyük beklentilerimi bir kenar bırakıp, Sonbahar Tadım Menüsü sipariş ettim. Menü aşağı yukarı şu şekildeydi.

Geyik eti ve Vanilya

-Yabanmersini, Füme vanilya, Gevrek ardıç

second course
second course

Köy Yumurtası ve Mantar

-Kültür mantarı , Danimarka peyniri, Et suyu

yumurta
yumurta

Çizgili Levrek ve Salsify

-Salsify, bebek lahana, menekşe rengi şalgam turşusu

Ördek ve Karnabahar

-Kendi yağında pişmiş ördek, pazı, siyah truffle

aquavit main course
aquavit main course

Armut Şarabı ve Zencefil

Fuji elma ve Karamel

-Kakuleli Panna cotta, Sıkıştırılmış elma, Keçi sütlü buzlu tatlı

aquavit dessert
aquavit dessert

Gördüğünüz üzere menüyü anlamak bile biraz zamanımı aldı :) Daha sonra her tabağın gelişinden önce garsonlar masaya gelip yemeğin nasıl yapıldığını içindeki malzemelerin nerden alındığını, İşveç trüf mantarının diğerlerinden nasıl bir tat farkı olduğunu 5 dakikalık brifingler şeklinde açıkladılar :) Bu açıklamalar bana ilk başta biraz komik gelse de, yemek yapmanın nasıl büyülü bir süreç olduğunu bir kez daha idrak etmeme sebep oldu. Kendimi yemek konusunda az da olsa bilgi sayan ben aslında yolun sadece en başında olduğumu böylelikle anlamış oldum.

kopuk
kopuk

Açıklamalardan sonra gelen her tabak farklı bir lezzet şöleni gibiydi. Hangi daha güzeldi açıkçası karar veremedim çünkü bütün yemekler birbirinden gel ve şahsına münhasırdı diyebilirim.

Yemeğin sonunda bu tarz bir restorana göre ortalama sayılabilecek bir hesabın yanında, İsveç Sıcak Şarabı (Swedish Glögg) yapım kitini de hediye ettiler J Hediyemi o kadar sevdim ki faturaya aldırmadım bile :)

KARAR :)

Bunca zaman para biriktirip hepsini bir akşam yemeğinde harcamaya değdi mi diye sorarsanız cevabım.... Evet Kesinlikle Değdi olur. Söylediğim gibi farklı tatlar denemeye düşkün bir insan olarak, bu derece farklı ve her biri artistik bir biçimde pişirilmiş ve sunulmuş ziyafet benim açımdan unutulmaz bir deneyim oldu.

aquavit fall tasting menu 1
aquavit fall tasting menu 1

Ayrıca eğlenmek, mutlu olmak ve yeni tecrübeler edinmek için harcadığım paraya ben zaten hiçbir zaman pişman olmadım.... Siz de benim gibi düşünüyorsanız şiddetle tavsiye ederim :)

CNN, COCA COLA VE RAP’İN BAŞKENTİ: ATLANTA
atlanta-738x3552.jpg

A.B.D.’nin akıl almaz bir hızla büyüyen ve gelişen şehri Atlanta’ya uçağım inerken gözlerime inanamadım. Her yer yemyeşildi… Coca Cola, CNN ve Delta Airlines gibi dünyaca ünlü şirketlerin ve daha nicelerinin merkezi olan bir şehir, nasıl kalkınmanın soğuk yüzünden bu kadar uzak durabilmiş merak ettim. Herhalde Atlanta Havalimanı dünyanın en yoğun trafiğine sahip olduğu için şehirden 2-3 saat uzağa kurulmuştur, burası şehir değildir diye düşündüm. Ancak bu tezim de 20 dakikalık bir metro yolculuğu sonucunda çürüdü.

Skyline-Marietta_web
Skyline-Marietta_web

Şehrin sırrına sonradan vakıf oldum. Şehir merkezi gökdelenleri, Coca Cola CNN gibi önemli şirketlerin merkezleri lüks restoranlarıyla New York’u aratmıyor. Merkezden biraz uzaklaşıldığında ise yemyeşil bahçeler ve tek katlı evler ile tam bir güney havası esiyor. Hatta öyle ki Atlanta birçok kaynakta ormanların arasındaki şehir olarak anılıyor.  Yani Atlanta hem büyük şehrin sunduğu modernizmi hem de güneyin rahatına düşkün ve mutlu havasını beraber sunuyor.

ATLANTA NEREDE?

Atlanta Türkiye’de maalesef pek fazla tanınmıyor. Hatta Atlanta’ya gitmeden internette yaptığım araştırmada sadece anten markası aramalarına rastladım. Diğer bir en çok yapılan arama ise Atlanta nerede olmuş? Atlanta işte burada :)

ATL
ATL

ATLANTA’NIN LAKAPLARI

Hotlanta: Amerikalıların buraya hotlanta demesinin iki sebebi var. Birincisi yılın büyük bir kısmında havanın sıcak olması, ikincisi ise canlı gece hayatı. Ama şehrin yerlileri bu lakaba nedendir bilinmez çok gıcık oluyorlar benden söylemesi.

Terminus: A.B.D.’nin ilk demiryollarından birinin son durağı olması nedeniyle Atlanta’ya terminal anlamına gelen “Terminus” denilmiş.

Marthasville: Şehrin ilk valilerinden Wilson Lumpkin’in kızı Martha’nın onuruna şehre bir sure Marthasville denilmiş.

Güneyin Başkenti: Güney A.B.D.’deki diğer şehirlerin aksine ekonomik açıdan çok güçlü olduğu ve büyük şirketlerin merkezi olduğu gerekçesiyle şehre yaygın olarak güneyin başkenti deniliyor.

ATLANTA GEZİ REHBERİ

Bu şehirde gezmeye görmeye değer şeyler daha çok modern cazibe merkezleri. Şehrin zengin bir tarihi olsa da sivil savaş sırasında şehrin tamamı yakıldığı için şehirden geriye hiçbir şey kalmamış. Ama şehir sonrasında tam anlamıyla küllerinden doğmuş. Şehre hızla toparlanırken o dönemim Valisi Ivan Allen, Atlanta’ya “Nefret Etmek için Fazla Meşgul olan Şehir” adını takmış. İşte bu şehirde gezebileceğiniz yerler;

Centennial Olympic Park:

Olimpiyatların 100. Yılında düzenlenen Yaz Olimpiyatları’nı Atlanta 1996 yılında başarılı bir şekilde organize etmiş. Şehrin merkezine bu park olimpiyatların onuruna inşa edilmiş. Şehrin tam merkezinde bulunan bu park keyifli zaman geçirmek ve şehrin fotoğraflarını çekmek için harika bir yer.

Georgia Aquarium:

2015 te açılan bu akvaryum dünyanın en büyük akvaryumu olma özelliğini taşıyor. Yüzbinlerce canlının yaşadığı bu akvaryumun canlı çeşitliliğinin yanı sıra dikkat çeken bir diğer özelliği de dünyanın nadir içinde yüzebileceğiniz akvaryumlarından biri olması. Balina Köpekbalıklarının olduğu özel bir bölümde dalabilirsiniz. Bir daha Atlanta’ya gidersem ilk yapacağım şey bu herhalde.

Atlanta Coca Cola Müzesi:

Eloğlu neler yapıyor dedirten bir müze :) Coca Cola’nın tarihinden bu güne kadar kullandığı şişelerin sergilendiği bölüme çok başarılı bir müzecilik anlayışıyla düzenlenmiş bir yer. İçinde Coca Cola’nın gizli formülünü kendiniz deneyebileceğiniz interaktif bölümler de bulunuyor. Çıkışta ise bu güne kadar dünyanın her yerinde piyasaya sürülmüş 60 farklı Coca Cola ürününü ücretsiz deneyebileceğiniz bir platform var. Hediyelik kısmındaki birbirinden ilginç ürünleri saymıyorum bile…

CNN Merkezi

Atlanta’yı ziyaret eden turistik atraksiyonlardan önemli biri de CNN merkezi. Dünyanın güçlü haber kanallarından biri olan CNN’i Atlanta’da ziyaret edebilir, Spikerlerin ana haberleri sunduğu stüdyolarda fotoğraf çektirebilir ve çalışanları günlük iş yaşamlarında haberleri hazırlarken görebilirsiniz. Amerikalılar CNN merkezini de ticari bir ürüne dönüştürmeyi başarmış ve gerçek bir CNN turu hazırlamışlar. Ben bu deneyimden çok etkilendim. Biraz tuzlu olsa da bu turu herkese tavsiye ederim.

Atlanta Fox Tiyatrosu

Gerçek bir 1920ler deneyimi sunan Atlanta Fox Tiyatrosu, mimarisi ile ziyaretçileri büyülemesinin yanı sıra birçok ünlü Broadway oyunu ve müzikaline ev sahipliği yapıyor. Bu tiyatroda aynı zamanda dünyanın en büyük kilise piyanosunu da görebilirsiniz. Bu piyano, nam-ı diğer “Mighty Mo” dünya çapında büyük bir üne sahip. İster burada bir oyun izleyin, isterseniz 60 dakikalık turlara katılın ama bu deneyimi kaçırmayın derim.

Marthin Luther King Tarihi Merkezi

A.B.D.’nin ırkçılık karşıtı söylemleriyle tanınan ve meşhur “Bir Hayalim Var” konuşmasını yapan AfroAmerikan Sivil Haklar Hareketi Lideri Martin Luther King de bir Atlantalı. Atlanta ziyaretiniz sırasında doğduğu evi ziyaret edebilir, tarihi merkezi ve mezarını ziyaret edebilirsiniz.

ATLANTA’DA YAPILACAK EN GÜZEL İKİ ŞEY: YEMEK YEMEK VE ALIŞVERİŞ YAPMAK

Georgia dışındaki Amerikan eyaletlerinde yaşayan ortalama birine Atlanta’yı sorarsanız alacağınız cevap genelde bu oluyor; iyi yemek ve ucuz alışveriş.

Ben ikisini de test ettim onayladım ..:) İlk olarak yemekten bahsetmek gerekirse, Atlanta güneye has lezzete sahip tarifleri nispeten uygun fiyatlarla sunmasının yanı sıra dünya standartlarında restoran ve barlara ev sahipliği yapıyor.

Bunlardan biri de şehrin en güzel manzarasına sahip olan Sun Dial Restaurant. Bu 3 katlı restoran Batı Yarım Küre’nin en yüksek oteli olan Westin Peachtree Plaza Hotelinin en üst katında yer alıyor. Döner bir platformun üzerinde bulunan bu restoranda bütün Atlanta’yı gökyüzünden izleyebilir, lezzetli güney yemeklerinin tadına bakabilirsiniz.

Daha klasik bir güney yemeği yemek istiyorsanız Mary and Mac’s Tee Room’a uğramanızı öneririm. Burada güney usulü tavuk-hindi yemeklerini yanında “Grits” denilen krema kıvamındaki mısır ezmesiyle yiyebilirsiniz. Kümes hayvanları üretimi burada çok fazla olduğu için tüketimi de bir o kadar fazla. O kadar ki kahvaltıda buranın ve başka birçok yerin menüsünde kızarmış tavuk ve waffle kombinasyonunu gördüm ve garsonlara nasıl yani neden diye sormadan edemedim :)

Mary and Mac’si ünlü yapan özellik lezzetli ve kalorisi yüksek yemekler sunmanın yanı sıra sloganları “Karnım doydu, sırtım sıvazlandı” Bunun ilk başta sadece bir slogan olduğunu düşünmüştüm. Sonradan Masaları tek tek dolaşıp herkesin hatırını soran ve sırtlarını sıvazlayan iyi niyet elçilerini görünce açıkçası çok şaşırdım.

Yağlı ballı güney yemeklerine bir ara vermek isterseniz True Food Kitchen doğru bir seçim. Lenox Square Alışveriş merkezinin hemen altında yer alan bu restoranın menüsünde işlenmemiş gıdalarla hazırlanan taze ve lezzetli yemekler var. Amerika’da hızla yayılan işlenmemiş gıdalarla hazırlanan taze yemek akımı Atlanta’da da oldukça revaçta.

Alışveriş Cenneti Atlanta

Atlanta sayısız outletleri, alışveriş merkezleri ve düşük vergi oranlarıyla tam bir alışveriş cenneti. Ben Atlanta sonrasında New York’a gideceğim için alışverişin büyük bir kısmını seçeneklerin New York’ta daha çok olacağını düşünerek maalesef oraya bırakmıştım…

Atlanta’da fiyatlar nispeten daha ucuz hele outletlere giderseniz kesinlikle daha ucuz. Ayrıca Atlanta çeşit bakımından New York, Washington DC gibi büyük şehirlerden geri kalmıyor.  Yolunuz Atlanta’ya düşerse uğramanızı tavsiye edeceğim alışveriş merkezleri genel bir alışveriş için Lenox Square Mall, daha lüks bir alışveriş için ise North Georgia Premium Outlets.

OKUYUN-İZLEYİN

Rüzgar Gibi Geçti: Eğer bir edebiyat ya da filmseverseniz Margaret Mitchell'a Pulitzer Ödüllü’nü kazandıran “Rüzgar gibi Geçti” kitabını yazdığı evin de Atlanta’da yer aldığını muhtemelen biliyorsunuzdur. Amerikan iç savaşının yaşandığı yıllarda Güneyli güzel Scarlett O'Hara'nın 3 evliliğini ve zenginlikten fakirliğe düşüşünü anlatan romandan uyarlanan sinema aynı zamanda Türkiye sinema tarihinde en çok bileti satan filmi. Şehre gitmeden önce mutlaka izleyin.

Aslında Atlanta filmler açısından oldukça zengin. Açlık Oyunları gibi gişe başarısı yüksek birçok film ve Vampir Günlükleri (Vampire Diaries), Yürüyen Ölü (The Walking Dead) gibi popular diziler Atlanta’daki stüdyolarda çekilmiş ve de çekiliyor. Şehirde bu yapımların hayranlarına özel Film ve dizilerin çekildiği yerlerin gezdirildiği turlar da düzenleniyor.

DİNLEYİN

Atlanta nüfusunun çoğunluğu Afrika kökenli Amerikalılardan oluşuyor ve dolayısıyla şehir zamanla rap müziğin de başkenti haline gelmiş. Bu nedenle şehrin havasına girmek için Atlantalı Outkast, Ludacris gibi rap ve Usher gibi R&B müzisyenlerini dinleyebilirsiniz.

ROMA'DA DENENMESİ GEREKEN 10 YEMEK
cover-2.jpg

Şüphesiz Roma dünyanın en güzel şehirlerinden bir tanesi. Yılda 12 milyon turisti ağırlıyor. Bu turistlerin büyük bir kısmı da Roma’ya parmakları yedirten yerel lezzetleri tatmak için geliyor.

Bu turistlerden biri olarak bu bahar yaptığım Roma seyahatimin öncesinde, Roma mutfağı, Roma Kültürü, Yerel Roma yemekleri hakkında kapsamlı bir araştırma yaptım. Detaylı araştırmalar sonucunda, kendime “Roma’da Denenmesi Gereken 10 Lezzet “ listesi çıkardım. Bu listedeki yemekler çok yaygın ve popular oldukları için hemen hemen her bölgede rahatlıkla bulabilirsiniz.

Hazırsanız, işte benim listem ☺

1-Pasta Alla Carbonara

Spaghetti_alla_Carbonara
Spaghetti_alla_Carbonara

Ülkemizde Spagetti Carbonara olarak bilinen bu yemek Roma’nın en yaygın yerel yemeklerinden. Roma geleneklerine göre spagettiden yapılması zorunlu değil. Seçiminize göre bir makarnaya yumurta peynir, domuz pastırması ve karabiber eklenerek yapılıyor. Orijinal tarifte krema yok.

Pasta Carbonara isminin nereden geldiğiyle ilgili birçok teori var. Bir rivayete göre isimi İtalyanca mangal anlamına gelen “Carbonaro” kelimesinden geliyor. Yani bu teoriye göre bu yemek İtalyan kömür işçilerinin yediği yemek anlamına geliyor. Diğer teoriye göre de yemek eski İtalyan gizli örgütü ”Carbonaro” nun keşfi olduğu için yemek adını onlardan almış.

2-Carciofi Alla Giudia

carciofi
carciofi

Carciofi Alla Giudia Romalı Yahudilerin tipik yemeği. Bu yemeği bu kadar özel ve ünlü yapan şey dışının kıtır kıtır içinin ise yumuşak ve sulu oluşu. Roma’ya bahar mevsiminde giderseniz, mutlaka taze enginarların özel bir metotla kızartılmasıyla yapılan bu yemeği denemeden dönmeyin.

3-Fried Zucchini Flowers (Fiori di Zucca)

fiori-di-zucchina-ripieni-e-fritti
fiori-di-zucchina-ripieni-e-fritti

Hala kabak çiçeği ile yapılan bir yemek yemediyseniz, çok şey kaçırıyorsunuz. Bana göre kabak çiçeği kabağın kendisinden çok daha lezzetli. Hepsi birer gurme olan Romalılar da dolayısıyla, kabağın ançuez ve mozerella ile doldurulup kızartılmasıyla elde edilen bu yemeği icat etmekte gecikmemişler. Kabak çiçeğini doldurulduktan sonra kızgın yağla kızartılıp ortaya muhteşem bir lezzet çıkarmışlar. Sonuç. Lezzetin dorukları ☺

4-Bruschetta

bruschetta
bruschetta

Evet! Bu ünlü güzel de Romalı :) Bruschetta kelimesi İtalyancada tost yapmak anlamına geliyor. Yani dolayısıyla kendisine İtalyan tostu da diyebiliriz. Bugünlerde ise merkez İtalya'da en popüler aperatif haline gelmiş bulunuyor. Bruschetta geleneksel anlamıyla fınınlanmış ekmeğe sarımsak sürüldükten sonra domates, reyhan ve ince doğranmaış domateslerin konulmasıyla yapılıyor. Bu tarifin artık sayısız çeşidi var ama benim için en iyi tarif hala klasik olanı !

5-Filetti di Baccala

filetti
filetti

Filetti di baccala fileto morina balığının kızartılmasıyla elde edilen çıtır çıtır ama çok da yağlı olmayan bir tat. Diğer lezzetlere göre turistler arasında daha az bilinen bu yemek Roma’da tadabileceğiniz en özel lezzetlerden biri! Aynı zamanda gerçek Romalıların da ilk tercihlerinden biri olan bir aperatif. Birçok Pizzacıda rahatlıkla bulabilirsiniz.

6-Suppli

“Suppli” aslında Fransız kökenli bir kelime olan “Sürpriz” den türemiş aperatif bir yemek. Adı gibi bu yemek, kızarmış pirinç topları içindeki erimiş muhteşem mozarella ile insana adeta güzel bir sürpriz yapıyor ☺ Suppli genelde bolonez sos ile servis ediliyor.

7-Gnocchi Alla Romana

gnocci
gnocci

Bu Gnocchi İtalyan buğdayı olan “Semolina”, süt, yumurta sarısı ve muskat ile yapılıyor. Diğer Gnocchi lerden farklı olarak, Roma usulü Gnocchi kaynatıldıktan sonra peynir eklenerek fırınlanıyor. Bu işlem Roma usulü Gnocchiye rüya gibi bir tat ve koku veriyor. Mutlaka yapılacaklar listesine eklenmeli!

8-Coda Alla Vaccinara

Coda Alla Vaccinara
Coda Alla Vaccinara

Karbonhidrat miktarı en kritik seviyelere ulaştıysa ve farklı bir şey denemek istiyorsanız “Coda Alla Vaccinara” tam size göre. Bu yemek sığır kuyruğunun soğan, havuç, pırasa, kereviz, defne yaprağı ve kekik ile haşlandıktan sonra domates sosuyla servis edilmesiyle elde ediliyor. Bütün lezzetlerin ve baharatların iç içe geçmesi için saatlerce pişiriliyor. Size tavsiyem bu yemeği anavatanı olan Testaccio mahallesinde yemeniz.

9-Pizza Alla Romana

pizza alla romana
pizza alla romana

İtalyanlara göre iki çeşit pizza vardır; domates soslu olanlar ve domates soslu olmayanlar. Roma usulü pizza ikinci kategoriye düşüyor. Yani bu pizza domates soslu ve yumuşak olan Napoli usulü pizzadan çok farklı

Roma usullü pizza ince çıtır çıtır bir hamurdan yapılmış, zeytin yağı ve biberiye ile renklendirilmiş bir pizza. Daha ziyade biz Türkilerin kahvaltıda yiyecekleri bir şey gibi ☺ Roma’da denenmesi gerekenlerin en üst sıralarında ☺

10-Gelato

gelato 2
gelato 2

Gelato, Gelato, Gelato! Tek başına Roma’ya gitme sebebi bile olabilir ! Efsaneye göre, Romalılar ilk Gelatoyu dağdan getirdikleri karlarla meyveleri karıştırarak yapmışlar.  Günümüzde yenen İtalyan dondurması Gelatonun daha kremsi bir dokusu ve zengin bir lezzeti var. Ayrıca normal dondurmaya göre kalorisi de daha az ☺

4 günlük Roma seyahatim sırasında bilmiyorum kaç defa yedim. Benim favorileri Gelato çeşitlerim çikolata ve Panna( krema). Ama diğer onlarla Gelato çeşitlerinin de hepsi birbirinden mükemmel!

P.S. Roma mutfağı hakkında daha detaylı bilgi edinmek isterseniz Boni Ada tarafından 1930 yılında yazılan “”La Cucina Romana” yı okuyabilirsiniz.

GOA YEMEK REHBERİ
COVER2.jpg
thali goa
thali goa

Goa yemekleri Hindistan ve Portekiz mutfağının füzyonundan oluşuyor. 450 yıllık Portekiz egemenliği kendini yemeklerde de büyük ölçüde gösteriyor. Hatta Portekizlilerin, işgalden sonra halkı ilk defa domates, patates, domuzeti, kaju fıstığı, ananas, guava ve acı ile tanıştırdığı biliniyor.

Şimdiki Goa mutfağı ise bu etkenler dolayısıyla, deniz ürünleri, sebze, pirinç, tropic meyveler ve tabiki baharatlardan oluşuyor.Goa yemekleri ile ilgili en sevgdiğim nokta ise baharatlarının tadının çok baskın olmaması.

Meşhur Goa yemekleriise Goa Fish Curry Rice, Pork Vindaloo, Beef Rolls, Fish Curry Rice, Beef Curry, Garlic Prawn, Goa likörü Feni and sadece Goa’da bulabileceğiniz bir tatlı olan Bebinca.

Bebinca
Bebinca

Goa’da Yemek Yenecek Yerler

Goa çok turistik bir yer olduğu için her ihtiyaca uygun birçok restoranı bünyesinde barındırıyor .Klasik Goa Yemekleri sunan resoranların yanı sıra dünyanın birçok mutfağından lezzetler sunan yerler bulabilirsiniz. Hangi restoranın en iyi olduğuna karar vermek için Hintliler arasında en popüler internet sitesi olan Times Food Guide a bir göz atmanızı öneririm.

Goa Yemekleriyle Bir Gün

Goa’da kahvaltı için yiyebileceğiniz en güzel yiyecek Dosa denilen pirinç-mercimek karışımı bir hamurdan yapılan Hint krepi. Dosa gerçekten de çıtır çıtır ve çok lezzetli, şiddetle tavsiye ederim.

Kahvaltıdan sonra güne plajda yiyeceğiniz lezzetli yemeklerle devam etmenizi öneririm. Neredeyse bütün plaj işletmelerinde taze ve çok lezzetli deniz ürünlerini tadabilirsiniz. Aynı zamanda burada ödeyeceğiniz para birçok Avrupa ülkesi’nde yiyeceğiniz deniz ürünleri fiyatlarının da çok çok altında.En renkli plaj işletmesi Anjune Plajında yer alan Lilliput. Goa gençliği arasında çok meşhur olan bu plajda leziz deniz ürünleri tadabileceğiniz gibi sabah akşam süren partilere de katılabilirsiniz.

goan-fish-curry-recipe
goan-fish-curry-recipe

Lezzetli deniz ürünlerinden ve Goa sahillerinin tadını çıkardıktan sonra ise Goa’nın ünlü içeceği Feni Likörü ile dinginliğin tadını çıkarabilirsiniz. Sadece Goa’da üretilen bu likörün hindistan cevizi ve kaju fıstığı aromalı çeşitleri var.

Uzun bir gün süren deniz macerasından sonra, güzel bir yemek yemek istiyorsanız Chef Soumyen’s Kitchen. Daha once Mumbai’deki dünyaca ünlü Tac Mahal Oteli’nde çalışmış olan Chef Soumyen daha sonra Goa’da kendi restoranını açmaya karar vermiş. Benim için en ilginci Chef Soumyen’in yemek bittikten sonra bütün masaları gezip, yemeğinizi beğendiniz mi diye sormasıydı. Türkiye’de cep yakan fiyatlara yiyebileceğiniz bu yemeği yine en fazla 40 TL bir hesap ödeyerek Goa’da yiyebilirsiniz.

goa seafood
goa seafood

Sonuç olarak Hint yemeği seven biri olun ya da olmayın, Goa miğdenize hitap etmeye konusunda başarısız olmayacak. Özellikle deniz ürünlerini seviyorsanız, Goa sizin için bir cennet de diyebiliriz. Sadece bu kadar çok güzel yemek yedikten sonra Goa sahillerinde bol bol yüzerek kalori yakmayı unutmayın :)